16 Şubat 2026 Pazartesi sabahı erken saatlerde, Airport Authority Hong Kong’un paylaştığı bilgilere göre saat 06.00 civarında Terminal 1’de bir kişi yaklaşık 10 adet “smart/self-service check-in kiosk”u devirdi; çevredeki bariyer/korkuluklar ile yakın kontuar alanlarında da hasar oluştu. Görüntüler kısa sürede sosyal medyada yayıldı ve “viral” hâle geldi; videoda kişinin kioskları iterek yere düşürdüğü, ardından metal bir direğe benzer bir nesneyle ekran ve gövde kısımlarına defalarca vurduğu görülüyor.
Videoyu izleyince insanın zihninde kalan şey “öfkeden gözü dönmüş” bir taşkınlık değil; daha ürpertici bir soğukkanlılık. Kuralsız yolcu profiline alışığız: bağıran, tartışan, “Sen benim kim olduğumu biliyor musun?” diye başlayan cümlelerle ortamı geren, güvenlikle itişen… Burada ise bambaşka bir manzara var. Adam sanki spor salonunda aletlerle çalışır gibi ritmini bozmadan yürüyor; bir an duruyor, gözüne kestirdiği kiosk’a yaklaşıyor, onu tek hamlede devirmeyi hedefliyor. Ekran yere düşünce metal bir direk gibi bir şey alıp üst üste vuruyor; sonra dönüp hiçbir şey olmamış gibi bir sonrakine geçiyor. Etraftaki uyarıları, şaşkın bakışları, yükselen sesleri duymuyor sanki; kalabalık bir terminalin içinde, gözünü yalnızca o makinelerin “yanlışlığına” dikmiş gibi. Kiosklar onun zihninde dünyadaki tek arıza noktasına dönüşmüş; biriken gerilim, bardağı taşıran son damla gibi kiosklara akıyor.

Tam burada Nazım Hikmet’in Makinalaşmak İstiyorum şiirindeki mekanik tempo çınlıyor: “trrrrum, trrrrum, trak tiki tak…” Şiirde makine ilerlemenin sesi; bugünün terminalinde ise çoğu zaman “hizmetin yüzü”—insan temasının yerini alan soğuk bir arayüz. Görüntüler, insanla makinenin yer değiştirdiği tuhaf eşiği gösteriyor: Bir zamanlar check-in masasında oturan görevli, yolcunun gerilimini daha yaklaşmadan okur; sözü ayarlar, tonu yumuşatır, kimi zaman yalnızca bakışıyla yatıştırırdı. Şimdi yolcu, karşısında bir yüz yerine ekranın donuk ifadesizliğini buluyor.
Ve yükünü o cansız nesneye boşaltıyor: İnsanla konuşmak yerine makineyle kavga ediyor; düzeni temsil eden en somut hedefi seçip kızgınlığını ondan çıkarıyor. Terminal, kırılan kioskların sesiyle yankılanırken bu vandallık şaşkın bakışlar altında sürüyor. Adorno’nun “araçsal akıl” dediği mantık burada görünürleşiyor: Dünya yabancılaşmış parçalara ayrılıyor; sorunlar ilişkiyle, diyalogla, insan sıcaklığıyla değil, nesneler üzerinde işlem yaparak “çözülür” sanılıyor. İnsan sıcağının yerini ekran alınca hesaplaşma da ekrana yöneliyor; geriye nesneye dönük, sessiz ama ağır bir şiddet kalıyor.

Olayın ardından güvenlik ekipleri müdahale etmiş, polis devreye girmiş. Haberlerde şüphelinin 35 yaşında bir İngiliz turist olduğu; “mala zarar verme” ve “Part 1 poison” bulundurma şüphesiyle gözaltına alındığı, çantasında dört adet Viagra tableti bulunduğu aktarılıyor. “Viagra” ayrıntısı ilk bakışta tuhaf gelebilir; ancak Hong Kong’da bazı farmasötik içerikler “Part I of the Poisons List” kapsamında sıkı denetime tabidir ve yetkisiz bulundurma kural olarak yasaktır. Sildenafil (Viagra’nın etkin maddesi) de bu kapsamda anılan maddeler arasındadır; sağlık otoriteleri satışın kayıtlı ürün, reçete ve eczacı gözetimiyle yürütülmesi gerektiğini belirtir. Basın duyurularında ise bu kapsamdaki ürünlerde yasadışı satış/bulundurma hâllerinin suç sayıldığı; üst sınır olarak HK$100.000 para cezası ve 2 yıl hapis cezasından söz edildiği görülür.
Bu noktada yaşanan saldırganlığın tek boyutlu olmadığını da görmek gerekir. Birincisi işletimsel süreklilik: Check-in kioskları, özellikle yoğun saatlerde uzayan kuyrukları kısaltan ve akışı rahatlatan temel bir araçtır; yetkililerin yedek kiosklar ve alternatif hizmet kanallarıyla aksaklığı telafi edip operasyonun aksamadığını belirtmesi bu yüzden önemlidir. İkincisi emniyet ve güvenlik: Kalabalık bir alanda metal bir nesneyle ekipmana saldırmak, meseleyi “mala zarar” sınırının ötesine taşır; yolcular için yaralanma tehlikesi ve panik dalgası doğurabilir. Üçüncüsü sayısallaşma ve temas tasarımı: Self-servis sistemler verimliliği artırır; ancak hizmetin yüzü giderek ekrana döndükçe ödeme–kimlik doğrulama–biletleme–dil/arayüz–hata uyarıları–zaman baskısı gibi sorunlar üst üste biner, stres yükselir ve o stresi dengeleyecek insan teması zayıflayabilir. Bu herkes için geçerli değildir elbette; fakat toleransı düşük, stresi yüksek ve öfke denetimi kırılgan kişilerde ekran bir anda “tetik” işlevi görebilir.
Tam da bu yüzden, Hong Kong’daki sahneyi “uçağın içinde olmadı” diye kuralsız yolcu tartışmasının dışına itmek doğru olmaz. European Cockpit Association (ECA, Avrupa Kokpit Birliği) üzerinden aktarılan ICAO tanımına göre kuralsız yolcu; havalimanında ya da uçakta kurallara uymayan, personel talimatlarını yerine getirmeyen ve bu yolla düzeni bozan kişidir. Küresel veriler de artışı gösteriyor: IATA (Uluslararası Hava Taşımacılığı Birliği), 50’den fazla işletmeciden gelen 24.500’ü aşkın olaya dayanarak oranı 2022’de 568 uçuşta 1 iken 2023’te 480 uçuşta 1’e çıktığını bildiriyor. Ana eksen çoğunlukla “talimata uymama”; bunu sigara, emniyet kemeri ihlali, sözlü istismar ve sarhoşluk gibi davranışlar besliyor. Benzer bir tablo FAA (ABD Federal Havacılık İdaresi) verilerinde de var: 2024’ün ilk yarısında yüzlerce vaka raporlanıyor ve “sıfır tolerans” çizgisi sürüyor.
Bu sorunla mücadelede IATA iki noktayı öne çıkarıyor: caydırıcılığı güçlendirmek ve önleme/olay yönetimini iyileştirmek. Tokyo Sözleşmesi’nden doğan bazı yetki boşluklarının yaptırımı zorlaştırabildiği; bu yüzden 2014 Montréal Protokolü gibi düzenlemelerin önem kazandığı belirtiliyor. Öte yandan farkındalık kampanyaları, tansiyonu düşürmeye dönük iletişim, alkol servisinin sorumlu yönetimi ve gerektiğinde fiziksel kısıtlama (plastik kelepçe) eğitimleri öneriliyor; FAA’in ekranlar, sosyal medya ve kamu spotlarıyla desteklenen iletişim setlerinin de yaptırımlarla birleşince olayları azaltmaya katkı verdiği not ediliyor.
Bu çerçeveyi terminale çevirdiğimizde ders net: “Sıfır tolerans” kural + düzen + doğru tasarım + hızlı müdahale demektir. Gerginliği erken fark etmek, alanı hızla güvene almak, çağrı zincirini geciktirmemek ve hizmeti yedekli yürütmek—terminalde krizin büyümesini engelleyen en basit ama en etkili reflekslerdir.