Flydubai FZ1073 olayı havacılıkta çok temel bir güvenlik sorusunu yeniden gündeme getirdi. Mevcut bilgilere göre yardımcı pilotun kaptan pilota bıçakla saldırdığı, kaptanın ise saldırıyı önlemeye çalıştığı belirtiliyor. Olayın bütün ayrıntıları resmi soruşturmayla netleşecek.

İlk soru çok basit: Kokpitte bıçağın ne işi vardı?
11 Eylül’den sonra havacılık güvenliği büyük ölçüde dışarıdan gelen tehdide göre yeniden tasarlandı. Kokpit kapıları güçlendirildi, yolcu ve bagaj kontrolleri sıkılaştırıldı, kesici aletler için daha sert kurallar getirildi. Flydubai olayı farklı bir riski gösteriyor: Tehdit kokpite girmeye çalışmıyor olabilir. Tehdit zaten kokpitin içinde olabilir.
Burada personel güvenilirliği öne çıkıyor. Pilot seçimi çok aşamalı ve titiz bir süreçtir. Sağlık kontrolleri, eğitimler, simülatör değerlendirmeleri ve operasyonel kontroller yıllar boyunca devam eder. Buna rağmen bir yardımcı pilot böylesine ağır bir saldırıya yönelmişse şu soruyu sormak gerekir: Bu davranışa giden hiçbir işaret daha önce görülmedi mi?
Bu sorunun cevabı işe alım aşamasında bitmez. Psikologların rolü seçim süreciyle sınırlı kalmamalı. Pilotların psikolojik durumu meslek hayatı boyunca izlenmeli. Akran desteği, davranış değişikliklerinin fark edilmesi, düzenli psikolojik değerlendirmeler ve gerektiğinde profesyonel desteğe kolay erişim sistemin sürekli parçaları olmalı.
Bu süreç kurumun kendi iç değerlendirmesine de bırakılmamalı. Dışarıdan ve bağımsız denetim gerekli. Çünkü kurum içindeki alışkanlıklar, hiyerarşi, performans baskısı veya personel açığı bazı risk işaretlerinin normalleşmesine yol açabilir. Bağımsız değerlendirme, aynı kişiye farklı bir gözle bakılmasını sağlar.
Germanwings 9525 kazası da benzer bir soruyu gündeme getirmişti. O olayda yardımcı pilot, kaptan kokpit dışındayken uçağın kontrolünü ele geçirerek uçağı bilinçli şekilde dağa yöneltmişti. Flydubai olayında ise kaptan pilot saldırıyı önlemeye çalışan kişi. Bu fark önemli. Çünkü burada kaptan, sistemin son savunma katmanlarından biri haline gelmiş görünüyor.
Bu nedenle şu soru çok ciddi: Kaptan pilot olmasaydı ne olacaktı?
İki pilotlu kokpit düzeni burada gerçek değerini gösteriyor. İkinci kişi normalde bir emniyet bariyeridir. Ancak o kişi tehdit haline geldiğinde sistem tersine döner. Bu durumda kaptanın varlığı, kabin ekibinin müdahalesi ve diğer destek unsurları felaketi önleyen yeni savunma katmanlarına dönüşür.
11 Eylül bize “Kokpite kim girebilir?” sorusunu sordurdu. Germanwings bize “Kokpitin içindeki kişiyi ne kadar iyi tanıyoruz?” sorusunu hatırlattı. Flydubai olayı ise buna bir soru daha ekliyor:
Kokpite girmesine izin verdiğimiz kişiyi, görev yaptığı yıllar boyunca gerçekten ne kadar iyi izliyoruz?
Havacılık güvenliği işe alımla başlar. Ama orada bitmez. Düzenli psikolojik izleme, akran desteği, kurum içi gözlem ve bağımsız dış denetim birlikte çalıştığında gerçek bir güvenlik ağı oluşur.